ismail tahmaz

Yayınlanma:30 Ekim 2022 13:08 Güncelleme:30 Ekim 2022 13:08

Bir giyim mağazasında sıklıkla duyulan “Bunun başka bedeni var mı?” sesinin müşteri fişinde başka türlü vücut bulduğu o küçük kağıt parçasından…

2000 yılı, 1 ve 9 lu rakamlardan sonra büyüğünden küçüğüne herkes bunun sadece 2 ve 0 dan oluşan bir rakamlar kümesinden çok daha fazlası olacağının bilincinde olduğu büyük değişimlerin sadece başlangıcıydı. Öyle olacak ki bu 4 basamaklı eşsiz rakamlı yıla özel milenyum denmekteydi. Bu yıla ait her şey de özel isimler almaktaydı. Milenyum telefonları,milenyum bilgisayarları… O sene doğmuş çocuklara bile milenyum çocukları denilirdi. Milenyumdan önceki son çıkış birçok açıdan evrensel,ülke ve bazı kişilerin minimalinde çok ağır geçmişti. Depremler,küresel ve siyasal iklimler,nüfus yoğunluğu, ekonomi bugünün dürbününden bakınca yakın zamanda yaşandığı algısını yaşıyor olmak rasyonel geliyor olsa gerek. İnsanlar,  olumlu değişimlerin yaşanacağına olan inancıyla büyük bir heyecanla karşılamıştı milenyumu. Fakat bu değişimlerden biri, bir mağazada tezgahtar olarak geçimini sürdüren bir kızda değişime yakışır şekilde tezahür edecekti.

“Bunun başka bir bedeni var mı?” sorusunun olağanüstü sıradan sayıldığı o gün, müşterilerin kıyafet seçimlerine yardım eden kız hala derin bir buhran içindeydi. Sürekli kötü geçen yılı düşünüyor, ekonomik olarak hala ailesine bağımlı oluşu onu derinden üzüyordu. Anadolu öğretmen lisesini iyi bir dereceyle bitirmiş fakat üniversitede okumak isteyeceği bölümü hala seçemediğinden üniversite sınavına hazırlanmaya gerek duymamıştı. Zaten eğitim fakültesi de hiç düşünmemişti. Gözleri dış dünyayı hep farklı renklerde,farklı desenlerde görüyordu ama dışarıdan kendisi hiç görülmüyordu. Hatta birgün bir müşteri ondan pötikare desenli bir elbise isteğinde o puantiyeli bir elbise getirmişti. Kendi kaderini yazacağı o eşref saati bekliyordu. Bunca şey düşünürken lise aşkını da unutmamıştı. Üniversiteye başladığında kendisini terkettiği için bile kızmıyordu çünkü ona hala hayrandı ve evet özgüvenini kazandıracak o ilahi ana(dakikaya) ihtiyacı vardı. Hepsi yetmezmiş gibi ondaki bu görünmezliği ona karşı kullanan patronu müşteri memnuniyeti için ondan sürekli sırıtmasını, “kırıtmasını” ve daha canlı olmasını istiyordu. İşini sevmiyordu ama ondan beklenilen görevin en iyisini yapmaya çalışıyordu. Olmadığı gibi sırıtmak, “kırıtmak” ve hissetmediği an da  bile canlı olmak iş tanımında yer almıyordu. Derdini paylaştığı,aynı rezonansta olduğu birileri de yoktu. İçindekileri birine dökmeye o kadar ihtiyacı vardı ki. Bunca düşüncenin arasında farklı giyinme kabinlerinin içindeki farklı müşterilerin ardarda istekleri kafasındaki uğultuyu dinlemeyi azaltıyordu. Müşterilerle ilgilenen mağazadaki diğer kız ise o gün izinli olduğundan bugünü neredeyse kendisi için tatil ilan edecekti. Düşünmeye bile vaktinin olmadığı bir tatil. Akşamın ilerleyen vakitlerinde mağazayı kapamaya yakın kilolu bir kadın müşteri içeri girdi. İstediği kıyafetlere girmekte zorlanan kadın sitem edercesine “Başka bir bedeni yok mu” bunun dedi. O ise elindeki en geniş ölçülü ama kadının denediği modelden farklı bir elbise getirdi. Elbise yapısından olsa gerek müşterinin üzerinde çok güzel durmuştu. “Ama bu benim istediğim model değil onun başka bir bedeni yok mu?” dedi müşteri. “Yok” dedi tezgahtar kız ve yineledi.”Var mı başka bir isteğiniz”. “Bana yeni bir beden lazım” dedi müşteri. Tezgahtar kız ne diyeceğini bilemedi ve yarı açılmış perde ve müşterinin arkasında duran kendisini fark etti. “Orada mısın?” , “Orada mısın?” diye yinelenen serzenişler arasında müşteri onu hafifçe iterek yanından sıyrıldı. O hala aynada kendisine bakıyor müşteri ise başka bir reyonda sinirli bir şekilde dolaşıyordu. Müşterinin sinirli halini farkeden patronu tezgahtar kıza gelip demediğini bırakmıyordu. Ama kız kimseyi duymuyordu. Giyinme kabinin dışında yarı aralanmış perde ve aynada kendisine bakıyordu. Kötü geçen bir yılı düşünüyordu. Eski sevgilisini ne kadar gözünde büyüttüğünü düşünüyordu. Yeni bir başlangıç istiyordu. Unuttuğu gülümsemeyi hatırlamak istiyordu. Bunlar için şansın gerektiğini düşünmüyordu artık. Bunlar için harekete geçmesi gerektiğini aynadaki kendisi kendisine söylüyordu. Gördüğü farklı şeyler gibi kendisini de farklı görüyordu. Ne istediğini aynada görüyordu. Farklı bir duruşu olan bir mimar görüyordu. Bunlar için ihtiyacı olan o tek dokunuşu bulmuştu. Ne istediğine karar vermişti sırada bunları tek tek keşfetmek vardı. Bunlar artık yeni bir kaderin habercisiydi. Herşeyi içine attığı kimseye anlatamadığı o zamanları teker teker kazanda kaynatıp içmişti.  Yeni ve taze bir hayat başlıyordu onun için. Bu zamana kadar yaşadığı tecrübelerin onu pişirdiğini fakat yeni kendisi için artık bayatladığını anladı.

Birden gözünü kırptı ve bayat hayatına geri döndü. Patronunu müşteriyle ilgilenirken gördü. Müşteri aldığı elbisenin ödemesini yapmak için kasaya gidiyordu. O da kasaya gittiğinde müşterinin sakinleşmiş bakışlarının arasında “Bana yeni bir beden lazım” diyen sözleri aklına geldi. Müşterinin sitemi kendisiydi ve o çığlık onun da çığlığıydı. Müşteriye de kendisine de yeni bir beden, yeni bir ben ihtiyacı olduğunu anladı. Aynı gün uyumadan önce düşünmediği bir tatil geçireceğini düşünürken, düşündüğü ve değiştiği bir gün yaşadığını anladı.

Aynı milenyumun sonlarına doğru müşteri kocasına vergi iadesi alımı için fiş yazımında yardım ediyordu. Kıyafet fişlerini ayarlarken bir tanesinin arkasında bir yazı gördü. “Kendime yeni bir ben lazım”. Kadın o günü hatırladı. Fişe baktı ve hafif bir tonda televizyondan aynı sesleri duydu. “Kendime yeni bir ben lazım”

“Bu içerikte yazılan her şey tamamen rüya ürünüdür.Gerçeklik için “Sertab Erener-Kendime yeni bir ben lazım yi ziyaret edebilirsiniz.

Rüya ile birlikte bu yazıya ilham olan diğer söyleyişler.

-“Dün zekiydim, dünyayı değiştirmek isterdim. Ama bugün akıllıyım, kendimi değiştiriyorum.”-Mevlana

-“En karanlık an, şafak sökmeden önceki andır.”-Paulo Coelho

6.5kTakipçi

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz